Kulağa çok garip geliyor değil mi literatüre yeni yeni geçmeye başlayan bu terim. Sigara içenlerin sadece kendisine değil çevresindekilere de zararının olduğunu biliyoruz. Ekrana birebir maruz kalmıyor olsa da bulunduğu ortamda ekranın açık olmasının çocuğun gelişimini etkilediğini duymuş muydunuz?
2020’de Rodgers tarafından yapılan çalışmada ebeveynlerin çocuğun yanında ekran kullanıyor olması;
Çocuk ile iletişimsel döngülerin azalmasına ve kırılgan olmasına,
Daha az sözel ve sözel olmayan iletişim akışına,
Çocuğun gönderdiği sinyallerin daha az anlaşılmasına dolayısıyla ilişkiye zarar gelmesine,
Dikkat süresinin düşmesine neden oluyor.
Ekranın beyin işleyişine etkisi de cabası. Özellikle ilk 2 yaş ekran istemiyoruz.
Beyin kapalı bir kutu içerisinde değil mi? Kafatasının içinde saklı. Peki bu beyin görmese de, işitmese de, dokunmasa da nasıl oluyor da her şeyden sorumlu? E bide uzmanlar sürekli oyun oynayın, oyun oynayın diyor. TV izlese de bu çocuk öğrenmiyor mu sonuçta? Diye içinizden geçirdiğinizi duyar gibiyim. Neuroscience (sinir bilim) aşığı bir uzman olarak size oyun sırasında beyinde neler olduğunu yazmak istiyorum.
Öncelikle oyun demek, ilişki demek, iletişim demek, paylaşım demek, etkileşim demek, duygusal alışveriş demek. Oyun oynanırken kurulan bağ aracılığıyla oksitosin denilen bir hormon salgılanıyor. Oksitosin varlığında beyin hayatta kalma, alarm, kriz modundan çıkıyor ve sakin, anda kalabilen, öğrenebilen bir moda geçiyor. Kısaca oyun beynin öğrenebilmesi için ortamı hazırlıyor. Alarm durumundaki beyin öğrenemez. Bu nedenle bir çocuğa siz zorla bir şey öğretmeye çalışın işe yaramaz.
Önce alarm durumunun kapanması gerekir.
Bir diğer önemli nokta nöroplastisite. Yani beyindeki sinir hücrelerinin kendi arasında bağlar kurması. Bir bebek doğduğunda beyninde 100 milyar tane sinir hücresi vardır ama bunlar tek başına bir anlam ifade etmezler. Ne zaman ki kendi aralarında bağlar yaparlar, ağlar kurarlar işte o zaman öğrenme gerçekleşir. Oyunun gücü ise bir rutin halinde, çocuğun gelişim kapasitesine uygun döngüler sunmasındadır. Bu döngüler aracılığıyla sinir hücreleri teker teker bağ kurarlar. İşte öğrenme ancak ilmek ilmek işlenmiş beyinde meydana gelir.
Diğer bir önemli nokta çocuğun sosyal duygusal gelişimidir. Kelimeler söyleyebilmek konuşmak değildir. Eğer kelime söylemek konuşmak olsaydı papağanlar konuşuyor olurdu. Oyun aracılığıyla çocuk ruh kazanmaya başlar ve oyunla birlikte bu ruh derinleşir. Ruh demek sosyal duygusal gelişim demektir.
